Beslemeler:
Yazılar
Yorumlar

MUTLU NOELLER MÜSLÜMAN!

Mutlu Noeller Müslümanlar..Mutlu Noeller Irak,Mutlu Noeller Filistin,Mutlu Noeller Çeçenistan,Mutlu Noeller Afganistan, Filipinler, Bosna,Ve daha bir çok islami mücadelenin yaşandığı beldeye Mutlu Noeller..
Sizlere Barış Getirildi, Çelik Gövdeli Araçlarla..Bir sabah uyandığınızda karşınızda barış elçilerini gördünüz..
Ellerinde teknolojinin son icadı buketlerle size yeni bir dünya verdiler..Annesiz, Babasız, Eşsiz, Kardeşsiz, Arkadaşsız, Kolsuz, Bacaksız Ucube bir dünya.
Diğer Müslümanları da Unutmadılar Tabi..En Modern Felsefeler, En Eğlenceli diyaloglarla onlarında ruhlarına eşsiz bir huzur verildi..
Önce Kurbanlık Kesmenin Hayvan katliamı olduğunu öğretildi, sonrasında Hindi kesmenin eğlenceli yönleri anlatıldı..
Sonra Peygamberlerine Hakaret edildi, Aşağılayıcı Karikatürleri çizildi, Sonrasında bir yılbaşı partisiyle bunlar unutulmaya çalışıldı..Önce incittiler ama sonra noel babanın hediyeleriyle sevindirdiler..
Çocuklarına uyurken Sünnetin Emrini bir kenara atıp gece noel babanın gelmesi için dualar öğrettiler..
Irzlarına geçtikleri Iraklı kadınlara Noel günü Birer gül verip Üzüntülerini Dile getirdiler..
Bin aydan daha hayırlı olan Kadir gecesinde birkaç mesajla geçiştirdiler, Noel gününü ise müslümanların ülkesinde, yorulmasınlar, eğlencelerinin tadına varsınlar, işleri kendilerini noeli kutlamaktan alıkoymasın diye Tatil yaptılar.
Biz ise bütün bunları unutarak, ehli küfrün, ehli kitabın amellerine, adet, gelenek ve göreneklerine muhalefet etmemiz gerekirken onlara eşlik ettik.. Hatta onlara kendi bayramımızı öğreten bir heyecan ve mutlulukla..Halbuki islam bunu emretmiyor.. Buyrun, ırzına geçilen kadınları, kimsesiz bırakılan çocukları, kolsuz bacaksız bırakılan insanları, düğün gecesi kocasının karşısında namusu kirletilen genç kızları noel gecesinde Hristiyan alemini yanlız bırakmayanlara karşı rahatlatan müjdeyi okuyalım…
“Zulum yapanlara en ufak meyil göstermeyin, yoksa size ateş dokunur. sizin Allah’tan başka velileriniz de yoktur sonra yardım da göremezsiniz.” (K.Hûd (ll) 113.)
”Ve zulüm yapmış olanlara rükun etmeyin, yani, zulüm ve haksızlık yapanlara herhangi bir şekilde destek vermek, yakınlık gösterip yaltaklanmak şöyle dursun, meyil bile etmeyin, yüz vermeyin, ilgi göstermeyin ki sonra size ateş dokunur. Ve sizin Allah’dan başka dostlarınız yoktur, sonra mansur da olmazsınız, Allah’ın yardımına nail olamazsınız. Size dokunacak olan ateşten kendinizi kurtaramaz, kurtarıcı da bulamazsınız. “(Elmalılı Tefsiri Hud 113).

http://ates64.blogcu.com/

http://mehmetselimpolat.wordpress.com/2009/12/31/mutlu-noeller-musluman/

http://mehmetselimpolat.blogcu.com/mutlu-noeller-musluman/6682349

بســـم الله الرحمن الرحيم


(TEVBE suresi 23. ayet)

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ لاَ تَتَّخِذُواْ آبَاءكُمْ وَإِخْوَانَكُمْ أَوْلِيَاء إَنِ اسْتَحَبُّواْ الْكُفْرَ عَلَى الإِيمَانِ وَمَن يَتَوَلَّهُم مِّنكُمْ فَأُوْلَـئِكَ هُمُ الظَّالِمُونَ

Ey iman edenler! Eğer küfrü imana tercih ediyorlarsa, babalarınızı ve kardeşlerinizi (bile) veli edinmeyin. Sizden kim onları dost edinirse, işte onlar zalimlerin kendileridir.

(MÂİDE suresi 51. ayet)

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ لاَ تَتَّخِذُواْ الْيَهُودَ وَالنَّصَارَى أَوْلِيَاء بَعْضُهُمْ أَوْلِيَاء بَعْضٍ وَمَن يَتَوَلَّهُم مِّنكُمْ فَإِنَّهُ مِنْهُمْ إِنَّ اللّهَ لاَ يَهْدِي الْقَوْمَ الظَّالِمِينَ

Ey iman edenler! Yahudileri ve hıristiyanları dost edinmeyin. Zira onlar birbirinin dostudurlar (birbirinin tarafını tutarlar). İçinizden onları dost tutanlar, onlardandır. Şüphesiz Allah, zalimler topluluğuna yol göstermez.

(BAKARA suresi 120. ayet)

وَلَن تَرْضَى عَنكَ الْيَهُودُ وَلاَ النَّصَارَى حَتَّى تَتَّبِعَ مِلَّتَهُمْ قُلْ إِنَّ هُدَى اللّهِ هُوَ الْهُدَى وَلَئِنِ اتَّبَعْتَ أَهْوَاءهُم بَعْدَ الَّذِي جَاءكَ مِنَ الْعِلْمِ مَا لَكَ مِنَ اللّهِ مِن وَلِيٍّ وَلاَ نَصِيرٍ

Dinlerine uymadıkça yahudiler de hıristiyanlar da asla senden razı olmayacaklardır. De ki: Doğru yol, ancak Allah’ın yoludur. Sana gelen ilimden sonra onların arzularına uyacak olursan, andolsun ki, Allah’tan sana ne bir dost ne de bir yardımcı vardır.


“Allah’tan başkasına yemin eden, şüphesiz apaçık bir şirk koşmuştur. (Hadis-i Şerif) (Tirmizi)


(TEVBE suresi 28. ayet) Ey iman edenler! Müşrikler ancak bir pisliktir. Onun için bu yıllarından sonra Mescid-i Haram’a yaklaşmasınlar. Eğer yoksulluktan korkarsanız, (biliniz ki) Allah dilerse sizi kendi lütfundan zengin edecektir. Şüphesiz Allah iyi bilendir, hikmet sahibidir.

ADALET

Zulüm ve taşkınlığın zıddı olan adalet; her şeyi yerli yerine koymak, hak edenin hakkını vermek şeklinde tarif edilebilir. Bu sebepten toplumdaki dirlik ve düzen, ancak adalet sayesinde sağlanabilir. Toplumda kurulmuş olan dirlik ve düzenin devamı da, yine adaletle mümkündür.

Adaletle ilgili olarak Nahl sûresinde şöyle buyurulur: “Muhakkak ki Allah; adaleti, ihsanı ve yakınlara vermeyi emreder. Çirkin işleri, fenalık ve azgınlığı da yasaklar. Düşünüp tutasınız diye Allah size öğüt verir.”(Nahl, 90)

İşte kesin bir ifade ile her insan için emredilmiş olan adalet; yaşantı haline getirilmesi gereken ahlâkî bir değerdir. Bu açıdan her insanı ilgilendirir. İnsanın adaleti yaşantı haline getirmesi demek: hangi işi yapıyorsa, o işi hakkıyla yapması demektir. Bir başka deyişle adalet, işi nasıl yapmak gerekiyorsa o şekilde yapmaktır.

Âyette emredilen “ihsan” ise, esasen iyilik yapmak anlamına gelir. İhsanı, bir insanın görevini en iyi şekilde yapması şeklinde anlamak da mümkündür. İhsan, bu anlamıyla, adalet ile yakından ilişkilidir.

Mâide sûresinde Allah şöyle buyurur: “Ey iman edenler; Allah için hakkı ayakta tutan, adaletle şahitlik eden kimseler olun. Bir topluluğa duyduğunuz kin, sizi adaletsizlik yapmaya itmesin. Adaleti her zaman yerine getirin. Takvaya en yakın davranış şekli budur. Allah’tan korkun. Çünkü Allah, yaptığınız herşeyden haberdardır.”(Maide, 8 )

Görüldüğü gibi ister ferd, isterse toplum halinde olsun adalet, girilen her türlü beşerî ilişkide gözetilmesi gereken temel ahlâkî bir fazilettir. Gerek ferdin mutluluğu gerekse toplumun huzuru, adaletin sağlanmasıyla mümkündür. Çünkü bir toplumda işler; yapılması gerektiği şekilde yapılmaz, ehline teslim edilmez ve hak edenin hakkı verilmezse, o toplumda dirlik ve düzenden bahsetmek mümkün olmaz.

Toplumda sosyal barış, adalet ile sağlanabilir. Adalet olmayınca sosyal barış da olmaz. Görüldüğü gibi, toplumdaki sosyal barışın garantisi, adalettir. Bunun için, her insanın her türlü beşerî ilişkisinde adaleti gözetmesi, birinci dereceden ahlâkî yükümlülükleri arasındadır. Bu sebepten Peygamberimiz, hangi durumda olursa olsun, mutlaka adaletin gereğinin yapılmasını ister.

Adaletin uygulaması konusunda şu hadis oldukça anlamlıdır: “Mahzum oğulları kabilesinden bir kadın hırsızlık yapar. Kabile üyeleri, bu kadını affetmesi için Hz.Peygamberle kimin konuşabileceğini araştırır. Fakat bu konuyu Rasulullah’a söylemeye kimse cesaret edemez. Sonunda Üsame b.Zeyd, Peygamber’den kadını affetmesini ister. Bunun üzerine Rasulullah şunları söyler:

“İsrail oğulları, aralarından mevki ve makam sahibi kişiler hırsızlık yaparsa onlara dokunmazlardı. Ama zayıf ve kimsesiz kişiler hırsızlık yaptığında onların ellerini keserlerdi. Eğer hırsızlık yapan bu kadın Mahzum oğullarından değil de kendi kızım Fatıma bile olsaydı, onun da elini keserdim.” (Tecrid, c.IX, s.383, H.No: 1507)

Görüldüğü gibi adaletin sağlanması; insanın doğruluktan ayrılmaması ve çifte standarda sahip olmaması ile mümkündür. Bu sebepten doğruluk da, en az adalet kadar önemli ahlâkî bir fazilettir. Çünkü âdil olmak, ancak tam anlamıyla doğru olmakla mümkündür.

ADİL OLMAK

Mekke’nin fethi sırasında soylu bir kadın suç işlemiş ve cezaya mahkûm olmuştu.Bu Kadının af edilmesi için yakınları,Peygamber’in (s.a.v.) sevdiği bir kişiolan Üsame’yi aracı kıldılar.

Hz.Üsame (r.a.) Peygamberimizle konuştu ve şu cevabı aldı:
”Üsame! Seni Allah’ın koymuş olduğu herhangi bir cezanın uygulanmaması için aracılık yapar görmiyeyim.Şüphesiz,sizden önceki milletlerin helak olmasının başlıca sebebplerinden birisi,içlerinde soylu biri suç işlediğinde onu af etmeleri,zayıf ve fakir birisi suç işlediğinde ise ona ceza uygulamalarıdır.Allah’a yemin ederim ki,eğer suçlu Muhammed’in kızı Fatıma olsa,O’nu da cezalandırırdım”.Buyurdu. (Hadis-i Şerif).

Peygamber efendimizin (s.a.v.) bu tavrı adaletin temininde bütün insanlığa çok güzel bir örnektir.
Adalet;insanı mağdur etmez,mamur eder.
Ağlatmaz bilakis yüz ağartır.
Herkese eşit uzaklıktır,hakkaniyeti temsil eder.

Eski Gönderiler »